Sahilde cansız yatan bir çocuğun görüntüsü, insanlığın geldiği noktada hepimizin vicdanında derin yaralar açtı. Bu masum çocuk, doğduğu yeri seçme şansına sahip değildi. Kargaşa ve kaosla dolu topraklarda doğmuştu, fakat bu sorunların sorumlusu değildi. Siyaset ya da din savaşlarını anlamıyordu ve bu çatışmalara çözüm üretme yetisi yoktu.
Ancak, anlamadığı ve sorumlusu olmadığı bu sorunların bedelini, yaşamını yitirerek ödedi. Tarihteki pek çok savaşta olduğu gibi, yine en büyük bedeli çocuklar ve gençler ödedi. Savaşları başlatanlar ise her zaman güvenli karargâhlarında ya da ofislerinde kaldı.
Ancak, herkesin güven içinde yaşama hakkı vardır. Bu, evrensel hukuk tarafından kabul edilmiş bir ilkedir. Birleşmiş Milletler’in 1948’de kabul ettiği İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, “Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar” ve “Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır” diye belirtiyor.
Peki, tüm insanlar eşit ise, bu çocuk neden denizde yaşamını yitirdi? Yaşamak herkesin hakkıysa, neden sahilde cansız yatıyordu?
Refah içinde yaşayanlar, çevrelerine duvarlar örerek, dışarıdaki acıları görmezden gelerek huzur bulamazlar. Gelişmiş ülkeler, istemedikleri kişileri ülkelerine almayarak kendilerini izole edemezler. Apartmanın bir dairesi refah içinde yaşarken diğer dairelerde açlık ve kavga hakimse, çatışmalar er ya da geç herkesi etkiler.
Özetle, barış, huzur ve güvenlik bireysel değil, toplumsal bir sorumluluktur. Yangın başladığında, ormanın ortasında tek bir ağaç kurtulamaz; yangının tamamını söndürmek zorunludur.
Bizler, bir ormanın ağaçları gibiyiz ve maalesef bu orman yanıyor. Yaşam hakkı için başlayan göç, sadece ülkelerinden kaçanların değil, tüm insanlığın sorunudur. Savaştan fayda sağlayanlar bile bir gün bu durumdan zarar görecektir.
Hukuk, karışıklığı önlemek için vardır. Hukukun olmadığı veya eşit uygulanmadığı her yerde kaos kaçınılmazdır. Bu, sadece bireyler için değil, toplumlar ve ülkeler için de geçerlidir. Barışın sağlanması için adalet ve hukuk herkes için vazgeçilmezdir. Aksi takdirde, karışıklık, bitmeyen kavgalar ve ölümler kaçınılmaz olacaktır.
Sahilde cansız yatan çocuğun görüntüsü hafızalarımıza kazındı. Artık hukukun herkes için gerekli olduğunun, barışın ve dayanışmanın öneminin farkına varılmalı. “Yurtta sulh, cihanda sulh” prensibine sıkı sıkıya sarılmalı ve “Komşusu açken tok yatmak olmaz” anlayışıyla hareket edilmelidir.

